Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: SAHABELERE DAİR KISSALAR  (Okunma Sayısı 5176 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 351
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3500


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« : 01 Ekim 2010, 15:56:59 »

Bir Hikaye...    

     Hz. Ebuzer’e bir mektup geldi, açıp okudu. Uzak yoldan gelmişti. Bir şahıs ondan, kendisine mükemmel bir öğüt yazmasını rica ediyordu. O öğüt isteyen şahıs, Hz. Ebuzer’in, Resül-i Ekrem (s.a.v) kendisine ne kadar teveccühü olduğunu, Resul-i Ekrem (s.a.v)’in ona ne kadar lütuf ettiğini yüksek ve manalı sözlerle ona hikmet öğrettiğini bilenlerden biriydi.
    Hz. Ebuzer cevapta kısa bir cümle yazdı: “Halktan en çok sevdiğin kimseye karşı herhangi bir kötülük veya düşmanlık yapma.” Mektubu kapatıp gönderdi.
    O şahıs, Hz. Ebuzer’in mektubunu açtı ve okudu. Fakat ondan hiç bir şey anlıyamadı. Kendi kendine “Maksat nedir acaba? 'Halktan en çok sevdiğin kimseye karşı herhangi bir kötülük veya düşmanlık yapma' ne demek acaba? Bu açık bir açıklama mıdır, bir adamın sevdiği kimseler olsun da onların en azizine kötülük mü yapsın? Kötülük yapmayacağı gibi malını, canını ve varlığını bile ayakları altına döküp feda eder ona” dedi.
    Diğer taraftan kendi kendine: "Bu cümleyi söyleyen kişinin, önemli bir kimse olduğunu unutmamak gerekir," dedi. Bu cümleyi söyleyen Hz. Ebu Zer’dir. Hz. Ebu Zer ümmetin Lokman’ıdır. Hekimce bir aklı vardır. Başka çare yok, kendisinden açıklamasını istemen lazım." diye düşündü.
    Tekrar Hz. Ebuzer’e bir mektup yazdı ve açıklama istedi.
    Ebuzer cevabında şöyle yazdı: Kişilerin en sevgilisi ve en azizinden maksadım, kendi nezrinde, “sensin” başka birisi değil. Sen kendini halktan daha çok seviyorsun. Öyleyse, sana aziz olanların en sevgilisine düşmanlık yapma. Yani kendine düşmanca davranma, acaba insanı, suçlu bir duruma düşüren, her hata ve günahtan dolayı, zararın doğrudan doğruya kendisine döneceğini ve kendi eteğine yapışacağını bilmiyor musun? (1)
(1) İrşad-ı Deylemi.
« Son Düzenleme: 03 Ekim 2010, 21:38:56 Gönderen: Zeynepder. » Kayıtlı

Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 351
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3500


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #1 : 03 Ekim 2010, 21:42:17 »

Devlet Hazinesi

Hazreti Ömer (r.a.). Halife. Bir gece. Makamında. Ashabtan biri ziyaretine gelir. Selam verir. Selamı alınmamıştır. Oturur. Ömer işiyle meşgul. Sahabe bekler. Ömer çalışır. Selam alınmamış, yüzüne bile bakılmamıştır.
İş biter. Ömer mumu söndürür. Bir başka mumu yakar. O anda selamını alır. Konuşmaya başlar.
Sahabe sorar:
- Ya Ömer, niçin hemen selamımı almadın ve niçin bir mumu söndürüp diğer mumu yaktın ve ondan sonra benle konuşmaya başladın?
Hazreti Ömer (r.a.):
- Evvelki mum devletin hazinesinden alınmışdı.O yanarken özel işlerimle meşgul olsaydım Allah indinde mes ul olurdum. Seninle devlet işi konuşmayacağımız için kendi cebimden almış olduğum mumu yaktım, ondan sonra seninle meşgul olmaya başladım. Sahabenin gözleri yaşarır, ellerini kaldırarak şöyle dua eder:
-Ya Rabbi! Hattab oğlu Ömer i bizim başımızdan eksik etme
Kayıtlı
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 351
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3500


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #2 : 03 Ekim 2010, 22:47:03 »

  Hakimin Dört Suçu

Hazreti Ömer RadıyALLAH ü Anh, hilafeti zamanında Hımıs ileri gelenlerine bir mektup yazıp çevredeki fakirlerin kendisine bildirilmesini isteyerek yardım edeceğini bildirdi. Hımıslılar Şam ve civarında bulunan fakirlerin bir listesini Halife Hazreti Ömere arzettiler. Hazreti Ömer (R.A.) gelen listeyi açıp baktığında listenin başında kadı olarak tayin ettiği Sad bin Amirin ismini görüp listeyi getirenlere hakiminin malî durumunu sordu. Onlar:

- Hakimimiz hakikaten gayet fakirdir. Çünkü rüşvet olacağı korkusundan, en küçük bir hediyemizi bile kabul etmiyor, dediler. Bu sözler Halife Ömerin hoşuna gitmişti:

- Allahtan bu kadar korkan hakiminizin hoşunuza gitmeyen tarafları da vardır herhalde... Dedi. Onlar: Hakimlerinden şikâyetlerinin de olduğunu ve bazı hallerinden memnun olmadıklarını söyleyerek kusurlarını şöyle sıraladılar:

1 — Hakimimiz vazifesine her zaman sabah namazından sonra başlaması lâzım geldiği halde kuşluk vakti vazifesinin başına gelir.

2 — Hakimimizi hiç bir gece aramızda görmüyoruz. O hep kendi başına evine çekilir halkla münasebet kurmaz.

3 — Hele haftada birgün, evinden dışarı bile çıkmaz, kapısını arkasından sürgüleyip içerden ses bile vermiyor.

4 — Onun şahid olduğu bir hadise vardır. O hadise aklına geldiği zaman baygınlık gelir ve üzüntüsünden hastalanır. O hadise ise Eshaptan Hubeybin öldürülmesidir, dediler.

Hımıslıların şikâyetlerini sonuna kadar dinleyen Hazreti Ömer, onlara bir kısım erzak ve giyecek vererek gönderdi. Hakim Sad bin Amiri de kusurlarının sebebini öğrenmek üzere huzuruna davet etti.

Hakim, Hazreti Ömerin huzuruna geldiğinde, Halife Ona Hımıslıların bazı şikâyetleri olduğunu söyleyerek dört kusurunun sebebini sordu. O, bu dört hatasını şöyle izah etti:

Birinci kusurum; ailem hasta olduğundan evin bütün işlerini bizzat kendim görüyorum ve bu sebepten vazifemin başına ancak kuşluk vakti gelebiliyorum, ikincisi ise; gündüzleri halk için vazife gören bir kimsenin gece olunca Hak için vazife görmesine müsaade edersiniz her halde. Ben akşam olunca gün boyu yaptığım işlerin muhasebesini yapıyor acaba yaptığım işlerde bir kusurum var mı diye onu tetkik ediyorum.

Üçüncüsü ise; sırtımdakinden başka giyecek elbisem yoktur. Haftada birgün giydiğim çamaşırlarımı yıkıyor temizlik işleri ile meşgul oluyorum. Hatta evimde bile üzerime alacak bir elbisem olmadığından yıkadığım çamaşırlarım kuruyuncaya kadar hiçbir kimseyi görüşmeye bile kabul edemiyorum.

Hubeybin şehid edilmesini hatırlayınca bayıldığım ise doğrudur. Çünkü müşrikler Hubeybi asarlarken ben yanlarında idim. Belki mani olabilirdim, ama o zaman İslâmla müşerref olmamıştım, sadece hadiseye seyirci kaldım. İşte bu hadise aklıma geldikçe kendimi tutamıyor mesuliy etinden korktuğum için bayılıyorum, hastalanıyorum, diye sayarak dört kusurunu da Halife Ömere izah etti.

Sad bin Amirin (R.A.) bu izahatı karşısında göz yaşlarını tutamayan Halife çok memnun oldu ve ondan sonra Sadı hatırladıkça ağlar «Ah Sad ah Allah korkusu seni ne kadar yüceltmiş» der onunla iftihar ederdi. 
Kayıtlı
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 351
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3500


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #3 : 03 Ekim 2010, 22:52:20 »

Ağlayan Çocuk

Hazret-i Ömer in Halifeliği (Devlet Başkanlığı) zamanıydı. Başkent Medine ye yabancı bir kervan geldi. Develerini yıkıp, konakladılar... Halife her zaman olduğu gibi, gece şehri dolaşmaya çıktı. Yolda, Eshâb dan (Sevgili Peygamberimizin arkadaşlarından) Hazret-i Abdurrahman a rastladı. Ona dedi ki: - Ey Avfın oğlu! Gel, seninle bu gece misafirimiz olan kervanı bekleyelim.Onlar rahat uyusunlar. Çünkü yorgundurlar.Canları ve malları herhangi bir zarara uğramasın!... Hazret-i Ömer bu teklifte bulununca, Hazret-i Abdurrahman da seve seve kabul etti. Birlikte kervanın etrafında göz-kulak olmaya başladılar.

O sırada yakındaki bir evden çocuk ağlaması işitildi.Çocuğun sesi kesilmediği için, Halife evin kapısına gitti. İçeride bulunanlara, Küçüğü susturmalarını rica etti. Sonra dönüp geldi. Gece boyunca, çocuğun sesi işitildikçe, birkaç kere daha evin kapısına gitti.Çocuğun ağlaması bir türlü dinmiyordu. Seher vakti olunca, Hazret-i Ömer son defa oraya gitti. Çocuğun annesine:

- Sen ne biçim anasın! Bütün gece evlâdını ağlattın. Belli ki, açtı! diye çıkıştı. Kadıncağız cevap verdi:

- Halimi anlamadan niçin beni azarlıyorsun? Hazret-i Ömer, kendini tanıtmadan sordu:

- Haline ne olmuş?

- Çocuğu sütten kesmiştim..

- Sütün yoksa başka şeyler yedirseydin.

- Evde onun yiyeceği birşey yok ki, biz çok fakiriz...

- Çocuğun kaç yaşında?

- Daha yaşını doldurmadı. İşte bu cevap üzerine Hazret-i Ömer öfkelendi.

- Peki niçin bu kadar küçük bir yavruyu sütten kestin? Kadıncağız içini çekti:

- Halifemiz Hazret-i Ömer e Cenâb ı Hak insaflar versin.Çocuklar sütten kesilmeyince, bizim gibi bir fakire nafaka vermez.Fakirlik maaşı bağlamaz. Onun için yavrumu erkenden sütten kestim.Bunun üzerine Halife ağlayarak mescide girdi. Gözyaşları yüzünden namazı zorla kıldırdı. Selâm verdikten sonra cemâate döndü. Gene ağlayarak:

- Sizin Ömer inize yazıklar olsun!.. Sizin Ömer inize yazıklar olsun!.. diyerek kendini suçladı.Sonra bütün Medine halkına, tellallar (haberciler) çıkarttı. Onlar da bildirdiler ki:

- Hangi Müslümanın oğlu veya kızı dünyaya gelirse, hemen Halifeye bildirsin.Beytülmal dan (hazineden) nafaka (maaş) verilecektir. Hiç kimse nafaka yüzünden evladını vaktinden önce sütten kesmesin!.. O günden sonra artık Medine de, açlık sebebiyle ağlayan çocuk sesi işitilmedi. Bu hadiseden epeyce zaman sonra Medine de kıtlık baş gösterdi. Hazret-i Ömer, hemen bir deve kestirdi ve Etini fakirkere dağıtın! diye emretti. Görevli, etlerin güzel bir parçasını da Hazret-i Ömer e ayırdı. Yemek zamanı olunca, iyice pişirip Halifenin önüne getirdi.Hazret-i Ömer hayretle sordu:

- Bu yemek neredendir?

- Efendim, kesilmesini emir buyurduğunuz deveden size düşen paydır... Hazret-i Peygamberin sevgilisi Koca Ömer in rengi değişti:

- Devenin iyi yerlerini kendisi yiyip, artanı fakirlere vermek çok kötü bir şeydir,dedi. Hemen bu yemeği kaldır ve çocuk sahibi, fakir bir aileye götür. Az sonra önüne gelen Kuru arpa ekmeği ile zeytinyağını Bismillahirrahmanirrahim diyerek afiyetle ve gönül rahatlığıyla yedi. İşte bu yüzden bütün âlimler fikir birliği etmişlerdir ki:

Hazret-i Ömerin adâleti, kendinden önce ve sonrakilerden daha büyüktür   
Kayıtlı
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 351
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3500


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #4 : 03 Ekim 2010, 22:53:50 »

  Ali (r.a) ve Zırhı

Hazret-i Ali (r.a) ın, halifeliği zamanında, Kufe de zırhı kayboldu. Bir müddet sonra bir Hrıstiyan ın yanında ortaya çıktı. Hazret-iAli (r.a) onu hakimin huzuruna götürdü.

-Bu zırh benim malımdır; onu ne sattım, ne de birine bağışladım; şimdi onu, bu adamın yanında buldum,diye iddia etti.

Hakim:
-Halife iddiasını söyledi, sen ne dersin? diye Hıristiyan a sordu. O, bu zırhın, kendi malı olduğunu, aynı zamanda halifenin sözünü yalanlamadığını, söyledi.
Hakim Hazret-i Ali (r.a) na dönerek

- Sen iddia ettin, bu şahıs ise inkar ediyor. Bu durumda iddian için şahit getirmen lazım, dedi.
Hazret-i Ali (r.a) güldü ve

- Hakim doğru söylüyor, şimdi şahit getirmem gerek, fakat hiç bir şahidim yok, dedi.
Hakim, iddia edenin şahidinin olmamasına dayanarak, hrıstiyan ın lehine karar verdi. O da zırhı aldı ve gitti.
Fakat, zırhın, kimin malı olduğunu daha iyi bilen Hristiyan ın, bir kaç adım yürüdükten sonra vicdanı uyandı ve geri dönerek

- Böylesine bir hükümet ve davranış şekli alelade insanların keyfinden değil, peygamberlerin hükümet tarzıdır, dedi ve
- Zırh Ali nindir diye itiraf etti.

Kısa bir zaman sonra, onu, müslüman olarak Hazret-iAli (r.a) ın sancağı altında, Nehrivan harbinde, savaşırken gördüler.
Kayıtlı
Teymiyye
Elhamdülillah
**

DUÂ: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 193



« Yanıtla #5 : 04 Ekim 2010, 14:51:32 »

 Allah Razı Olsun
Kayıtlı

-" Biz bir vadiden ALLAH diye haykırırız; Bu ses diğer vadiden HÜRRİYET diye yankılanır" : (İmam Samil)

“Şahadete talibim. Şehitliği rütbe ve şeref kabul ediyorum. Kanımın son damlasına kadar ülkemin bağımsızlığı ve milletimin hürriyeti için savaşmaya hazırım.”
sancak1907
Elhamdülillah
**

DUÂ: 9
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 101



« Yanıtla #6 : 04 Ekim 2010, 19:34:40 »


                                       DEVLET HAZİNESİNİN
     
     Hz. Ömer (ra) halife iken bir gece sahabelerden biri onu makamında ziyaret eder. Selam verip içeri giren sahabenin selamını Hz. Ömer almamıştır, çünkü bir işle meşğüldür;  oda oturur Hz. Ömer'in işinin bitmesini bekler.
   
     İşi biten Hz. Ömer ışğı altında çalıştığı mumu söndürür ve başka bir  mum yakar; sonrada sahabenin selamını alır ve onunla konuşmaya başlar.
   
    İşi biten Hz. Ömer'e sorar:
_Ya Ömer, neden selamımı hemen almadın ve niçin bir mumu söndürüp diğer mumu yakıp benimle ondan sonra konuşmaya başladın?

    Hazreti Ömer (ra):
_Evvelki mum devletin hazinesine aitti. O yanarken özel işlerimde meşğul olsaydım Allah (cc) indinde mesul olurdum. Seninle devlet işi konuşmayacağımız için kendi paramla almış olduğum mumu yaktım, ondan sonra seninle konuşmaya başladım der;

    Sahabenin gözleri yaşarır ve ellerini kaldırarak şöyle dua eder;
_YA RABBİ! HATTAB OĞLU ÖMER"İ BİZİM BAŞIMIZDAN EKSİK ETME,
Kayıtlı

NE HAKKIYLA RUHUM FIRKATE ERİŞTİ, NE KALBİM DİVANELEŞTİ...........
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 351
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3500


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #7 : 04 Ekim 2010, 19:42:27 »


                                       DEVLET HAZİNESİNİN
     
     Hz. Ömer (ra) halife iken bir gece sahabelerden biri onu makamında ziyaret eder. Selam verip içeri giren sahabenin selamını Hz. Ömer almamıştır, çünkü bir işle meşğüldür;  oda oturur Hz. Ömer'in işinin bitmesini bekler.
   
     İşi biten Hz. Ömer ışğı altında çalıştığı mumu söndürür ve başka bir  mum yakar; sonrada sahabenin selamını alır ve onunla konuşmaya başlar.
   
    İşi biten Hz. Ömer'e sorar:
_Ya Ömer, neden selamımı hemen almadın ve niçin bir mumu söndürüp diğer mumu yakıp benimle ondan sonra konuşmaya başladın?

    Hazreti Ömer (ra):
_Evvelki mum devletin hazinesine aitti. O yanarken özel işlerimde meşğul olsaydım Allah (cc) indinde mesul olurdum. Seninle devlet işi konuşmayacağımız için kendi paramla almış olduğum mumu yaktım, ondan sonra seninle konuşmaya başladım der;

    Sahabenin gözleri yaşarır ve ellerini kaldırarak şöyle dua eder;
_YA RABBİ! HATTAB OĞLU ÖMER"İ BİZİM BAŞIMIZDAN EKSİK ETME,

http://www.zeynepder.org/forum/index.php/topic,19350.msg68124.html#msg68124   
aynı kıssayı yukarıda paylaşmıştık,yinede emeğinize sağlık efendim.
Kayıtlı
MuSALLi
Süper Moderatör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 261
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1949


« Yanıtla #8 : 05 Ekim 2010, 01:49:13 »

Ey ALLAHIM,hassasiyete bakınız  ağla
Kayıtlı

لا اله إلا الله محمد رسول الله

“Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücut gibidir. Vücudun herhangi bir azası rahatsız olursa, diğer azalar da bu yüzden ateşlenir ve uykusuz kalır.”



Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: