Çağımız adeta kirlilik çağı. Geçmiş peygamberlerin kavimlerinde helak sebebi olan sapkınlığın her çeşidi her geçen gün aleniyet kazanarak yaygınlaşıyor. Bu durum sadece kafir ülkelerin halklarında değil halkı Müslüman olan ülkelerin de sosyolojik durumu ne yazık ki.

Peki neden? Ümmetin ve Müslümanların bu bozulmada hiç sorumluluğu ve katkısı yok mudur? Çağa şahitlik etmekle yükümlü olan ümmetin, şahitliğine düşen gölgenin bu karanlığın yaygınlaşmasına katkı sunmadığını kim söyleyebilir?!

Her türlü cehaletin yaygın olduğu Mekke'de inen ayetler ile ıslah olanların, nasıl bir medeniyet kurdukları herkesin malumudur. Aynı kaynak hiç bozulmadan bu çağın inananlarının elinde olduğu halde, onlarla(r.anhum) bizim aramızdaki bu devasa fark düşündürücüdür!

Onlar, hayatta her işin  şeklini, rengini, ölçüsünü Kur'an'dan alıyorlardı. Bu, onların olağanüstü bir varlık olduklarının değil; iman ettiklerinin ve imana olan sadakatlerinin hayata yansımasıydı.

Kur'an'ın iniş süreciyle başlamıştı hayatlarındaki temizlik. İlk önce "İKRA!"  emrine muhatap olduklarında, hayatı ilgilendiren ne varsa her şeyi yegane "Rab" olan Allah'ın emriyle, emrine göre okuyacaklarını öğrendiler. Allah'ı yegane Rab kabul ettiler ve öğretisine itiraz etmeden teslim oldular. Vahyin ayetleri önce nefisleri ıslah etti, sonra ıslah olmuş nefislerin eliyle İslam toplumu kuruldu. Bireyin ıslahı, ailenin ıslahı ve toplumun ıslahı birbirine paralellik arz eder. Islah ise  kişinin değişimi ile başlar. Bu değişimin yolu ise hiç kuşkusuz ancak ve ancak eğitim ve terbiye ile mümkündür. Sadece öğretim, bilgi kirliliği veya malumat yığınından başka bir şey değildir. Hiç kuşkusuz İslam dini temizliğe önem veren bir dindir ve öyle ki necasetten arınmamış bir ibadeti kabul etmez. Diğer bir deyimle amellerin kabulü, temiz olmasına bağlıdır. İslam sadece şeklen yaşanan bir din olmadığı için temizliğin manevi yönü de birincil derece önemlidir. Örneğin dış temizliğine azami dikkat edilen ama  manevi kir olan riya ile kılınmış bir namaz asla kabul değildir. Bu nedenle manevi temizlik birinci sıradadır. Mekke'nin ilk yıllarında inen surelere bakıldığında; imanın, amelin ve ahlakın cahiliyeden arındırılmasının emredildiği görülmektedir. İslam; düşünce, inanış, eylem veya ahlak  fark etmez hiçbir konuda cahiliyeyi kabul etmez.

 "Tevhid" kelimesinin özünde olan değişim imanda başlayıp hayatın her alanına etki eder. İman insanı değiştirir, insanın değişimi iman etmesinin doğal sonucudur. İman, insana emreder. "Eğer iddia ettiğiniz gibi gerçekten inanıyorsanız, şu sözde imanınız size ne kötü şeyler emrediyor! Bu ne tuhaf bir imandır ki, sahibini günaha, isyankârlığa ve Allah’ın ayetlerini inkâra sevk ediyor!" (Bakara:93)

İman insanı değiştirir ve ıslah eder. "Ancak, işlediği günahın ardından pişmanlık duyarak tövbe edip kendilerini düzeltenler bunun dışındadır. Allah onları elbette bağışlayacaktır. Çünkü Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir."(A-li İmran:89)

Değişim ve ıslah için dikkat edilmesi gereken unsurları da şöyle sıralamak mümkündür:

- Aklın ıslahı.

İlk emir okudur; ama okumak kelimeleri terennümden ibaret değildir. 'Okumak+ Anlamak=Gereğini yapmak' tam bir okuma şeklidir. Örneğin, bir bardakta "Zehirdir." ibaresini okuyan insanın okumasına kalbi, eli eşlik ediyor ve sonuç olarak bunu okuyan insan o zehri içmiyor. Kuru bilgi, hikmetten yoksun malumat yığınından ibarettir. Bilinci olmayan bilgi, beynin taşıdığı işe yaramaz yük gibidir. Bilginin gereğini yapmayanlar Kur'an'da 'kitap taşıyan merkeplere' benzetilmiştir. "İlim sahibi olduktan sonra, onu (Kitabullah'ın emirlerini, hikmet ve hükümleriyle gereği gibi) yüklenip yerine getirmemiş (ve İlahi buyruklara göre amel etmemiş) olanların durumu, koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir." (Cuma:5) İlim, sahibine bir sorumluluk yükler; kuru bilgi ise insanı ukalalaştırır. Bilgiçlik taslayarak küçük düştüğünün farkına varamaz. Oysa ilim; ehline bir hilm ve ağır başlılık kazandırır. İlmin kaynağının özünde Kur'an ve sünnet vardır. Dayanağını buradan almayan her  bilgi, kirli bilgidir. Aklın ıslahı ile ancak selim bir akla ulaşmak mümkündür. Bunun için eğitim sisteminin istikamet üzere olması elzemdir. "Kulları içinde ise, Allah'tan ancak âlim olanlar (yaratılış sırlarını ve sorumluluklarını çok iyi kavrayanlar) 'içleri titreyerek-korkar'. Şüphesiz Allah, Üstün ve Güçlü olandır, bağışlayandır." (Fatır:28) İnsanın iradesini harekete geçiren merkez, kalpteki inançtır. Peygamberimiz (sav) duasında bize yol göstermiş hangi bilgiye talip olmamız gerektiğini öğretmiştir. "Faydasız ilimden Allah'a sığınırım." (Tirmizî)

-Kalbin ıslahı.

Bilgi/ilim önemlidir; ama yeterli değildir. Kalbin onayı önemli bir faktördür. Çünkü kişi kalbindeki imanın failidir. Kalp duyguların merkezidir. Bazı alimler kalbin günahlarının diğer azaların günahlarından büyük olduğunu söylemişlerdir. Örneğin;  kibir, haset, kin vb. duygular kalbin büyük günahlarındandır. Heva ve isteklerin hücum ettiği kalbin selim olması tüm hayatı etkiler. Nitekim sirke küpü sirke, bal küpü de bal sızdırır demişler. Kur'an kalplerin kör olabileceğinden, mühürleneceğinden bahsettiği gibi ıslah edilmiş kalbin özelliklerini de tanıtmıştır. Kalbin selameti imani bir meseledir ve ancak selim kalbin sahipleri kurtuluşa ereceklerdir. 

“O gün ne mal ne de çocuklar bir yarar sağlamayacaktır.Ancak Allah'a tertemiz bir kalple (halis niyetle ve salih amelle) gelenler bunun dışındadır.” (Şu'ara:88-89).

-Nefsin Islahı.

İmtihan gereği nefis iki yönlü yaratılmıştır. Hem iyilik yapma kabiliyeti vardır hem de kötülük. Doğruyu yapan da nefistir yanlışı yapan da."Onu (nefsinin kötü arzu ve alışkanlıklarını) temizleyip terbiye eden felaha erişmiştir." (Şems:9) Diğer bir ayet ise şöyledir: "Her kim de Rabbinin makamından korkar ve nefsini hevâdan (kötü ve çirkin arzulardan) sakındırırsa, Artık şüphesiz cennet, (onun için mutlu ve kutlu) bir barınma diyarı (ve sonsuz saadet vatanıdır.)" (Naziat:40-41)

      Kalpte taşınan haşyet ile nefsin kötü yönünü terbiye edip, iyiye yönlendirenlerin kurtulacakları beyan edilmiştir. Bununla beraber aklını nefsin eline verip oyuncak gibi kullandıranların ise helak olacağı haber verilmiştir: "Onu kötülüklerle kirletip karartan ise, en büyük felâkete uğramıştır!" (şems:10)...

Sahi dünya niçin bu denli karanlık?! Ekin ve nesil niçin bu denli bozuldu?! Ümmetin dünyaya yön veren fonksiyonu niçin işlevini göremiyor?!  Niçin dünya bu denli olumsuz yönde değişiyor?! Müslümanları hangi rüzgardır savuran?! Oysa din tamamlanmış hatta tırnak kesişimize kadar her şeyin terbiyesi verilmişti ümmete. Yaşanan tüm bu olumsuzluklardan endişemiz var ve rahatsızsak düzeltmenin yolu nefislerimizi ıslahtan geçiyor. "Ben" düzelmezsem "Dünya" düzelmeyecek vesselam...

Yorum Yap

  • Henüz Yorum Yok !