Kelime-i tevhide inanan bir kimse, tüm beşer ideolojilerini reddettiğinden ideoloji savunucularını karşısına alır. "O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resûlünü hidayet ve Hak Din ile gönderendir." (Tevbe/33) Hak ve hakikatin ortaya çıkmasını hiçbir müşrik,kafir istemez. Bundan hoşlanmadıkları için dillendirenlere karşı bir tutum içerisinde olmaları kaçınılmazdır.

Allah'ın (cc) iman edenlere din konusunda yüklediği sorumlulukların başında, yeryüzünde Allah'ın (cc) hükümlerinin hakim olması için yapılması gereken cihad gelir."Yoksa Allah, içinizden cihat edenleri belirlemeden ve sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?"(Al-i İmran/142)Allahyolunda mücadele sabrı gerektirir;zirabuyol çiçeklerle bezenmemiştir.

Allah'a çağrı, tüm Müslümanların üzerine yüklenmiş bir vecibedir. "Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir."(Al-i imran/104)

Müminler, Allah'ın kanunlarının yeryüzünde hakim olması için tüm çabasını ortaya koymakla mükelleftir."Gerek hafif, gerek ağırlıklı olarak hep birlikte savaşa çıkın! Mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin! Eğer bilirseniz bu sizin için daha iyidir."(Tevbe/41)

Bununla beraber, Allah'a davet işinin kolay olmadığı ayetlerde vurgulandığı gibi Peygamberimizin (sav) ve ashabının hayatları da birer vesikadır. "Sizden önce gelenlerin durumu, sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı geldi ve öyle sarsıldılar ki, hatta peygamber ve onun yanındaki müminler bile: -Allah’ın yardımı ne zaman? diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı."(Bakara/214) Seyyid Kutub'a atfedilen bir sözde şöyle demiştir:"Bu yol dikenlidir; ayağını seven gelmesin."

İman etmekle sorumluluktan kurtulduğunu sanan kişi, kendini aldatır. Zira iman ettikten sonra asıl sorumluluklar başlamaktadır. "İnsanlar “iman ettik” demekle, bir imtihana tabi tutulmadan bırakılacaklarını mı sanıyorlar. Biz, onlardan öncekilerini de imtihan ettik. Allah, elbette doğruları bilir. Ve elbette yalancıları da bilir."(Ankebut/2-3)

Dikkat edilecek olursa Allah yolunda mal ve can ile yapılması gereken mücadelenin start verildiği yer Mekke'dir ve bir çok emirden önce tevhid için mücadele emredilmiştir. Örneğin; faizin,domuz etinin haramlığı.Orucun farz kılınması vb.gibi emirlerden önce gelen tebliğ emri;

"Sana buyrulanı açıktan açığa bildir. Ve müşriklere aldırış etme."(Hicr/94)Aldırış etme çünkü sen çağırdıkça onlar bundan rahatsız olacak ve engelleme yoluna gideceklerdir. Engellemek içinMekke'de sürdürülen politikaların bazıları şunlardı;

  -Uzlaşalım.Ne istiyorsun verelim kadın, mal,para...

  - Orta yol bulup kuzu kuzu geçinelim. Kral olabilirsin başımıza; ama hep senin getirdiklerinle olmaz,bizimde payımız olsun...Bunlara alınan olumsuz cevaplar neticesinde tavır değiştirip bu defa boykot ve fiilî işkence yolunu denemişlerdi.Sonuç itibari ile tevhidden,adaletten,haktan, adaletinön gördüğü hukuktan şirk koşanlar hoşlanmaz demişti Rabbimiz.Bu nedenle, bunların savunucularını da sevmezler. Diğer taraftan şirkin izalesi Tevhidin ikamesi için yapılması gerekenler yapılmadığı müddetçe;kulluk sınavından geçmek mümkün değildir. "De ki; «Eğer babalarınızı, evlâtlarınızı, kardeşlerinizi, eşlerinizi, hısım- akrabanızı, kazandığınız malları, bozulmasından korktuğunuz ticareti ve hoşunuza giden evleri, konakları Allah'tan, Peygamber'den ve Allah yolunda cihad etmekten daha çok seviyorsanız Allah emrini gerçekleştirinceye, yapacağını yapıncaya kadar bekleyiniz. Allah yoldan çıkmışlar güruhunu doğru yola iletmez"  (Tevbe/24)Hiç bir zafiyet bu konuda yapılması gerekenlerin önüne geçmemelidir.İlahi ikaz açık ve nettir.

Mekke'de inen Beled suresi sarp yokuştan bahseder ve sarp yokuşu aşmak için yüreklendirir; aynızamanda aşmayanları da kınar. "İnsanoğlunu, zorluklara katlanacak şekilde yarattık"(Beled/4)Zorluklara dayanıklı yaratıldı, çünkü omuzlarına yüklenen "Tevhid Davasının" sorumluluğu da kolay bir iş değildi. Mekke'de start verilen Tevhid davasına inanan bir insanı yokuşların beklediği daha ilk dönemlerde iken haber verilmiştir.

Mekki surelerden olan Beled suresinin ilgili ayetleri şöyledir:

"Ama o, zor geçidi aşmaya girişemedi.
O zor geçidin ne olduğunu sen bilir misin?
O geçit, bir köle ve esir azad etmek. Yahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır.
Sonra, inanıp birbirlerine sabır tavsiye edenlerden, merhametlilerden olmayı tavsiye edenlerden olmaktır.İşte bunlar amel defterleri sağdan verilenlerdir."(
Beled/11-18)İslam davası için kendisine sorumluluk yüklenen insana, Allah'a davet işinin nasıl yapılması gerektiğini Kur'an ve nebevi yöntemle  açıkça bildirilmiş ve insana öğretilmişti.

Ayetlerin işaret ettiği sarp yokuş her dönemde var oldu ve olacak. Ashab-ul Meymene'den olmanın şartıdır sarp yokuşu aşmak.Bugün de İslam davasınıyüklenenlerin önünde aşılması gereken sarp yokuşlar vardır.Kapital zihniyetin istila ettiği ekonomik hayat; modern zihniyetin istila ettiği sosyal hayat;demokratik zihniyetin istila ettiği siyasi hayat;zihin kodlarımızı kilitleyen geleneksel hayat;aşılması gereken sarp yokuşlar olarak önümüzde durmaktadır. Aşılmazsa menzile varılamayacaktır.İslam davası tek başına yürütülebilecek bir dava değildir. Bu dava kıyamı gerektiren, mücadeleyi gerektiren bir davadır. Cennetlere koşulmalıdır. Tevhide iman etmiş ve bunu ikrar etmiş birinin gereklerini yapması, imanın ispatı için mühimdir.Allah'ın kitabı ve Peygamberin sünneti sabitve değişmez bir şeriattır.Kafaya bilgi yığıp biriktirilmekle; Allah'ın risaletini taşıyan, dini zafere götüren bir ümmet olunamaz. Terbiye-eğitim ise  yolun başıdır.İslam terbiyesinden,Peygamber (sav)'in tornasından geçmek  esastır.Değilse ayakların sabit kalınamamasından korkulur.Ancak sabredenlerin kurtulacağının beyan edilmiş olması, bu yolun zorlu bir yol olduğuna da işaret etmektedir.

Yüklenen sorumluluklarda gösterilen gevşekliklerin bedelini ümmet olarak acı ödediğimiz aşikardır. Bu nedenle tekrar hatırlatmak müminlere fayda verecektir ki;tevhid davası adına  yüklenen vazifelerin, hayatın birinci vazifesi olarak telakki edilmek zorunluluğu vardır.Diğer tüm işler bundan sonra gelir,gelmek zorundadır. Değilse fitne ve fesadın önü alınamaz; nitekim alınamıyor da."Fitnenin kökü kazınıp Allah'ın dini kesinlikle egemen oluncaya kadar onlarla savaşınız. Eğer yaptıklarından vazgeçerlerse, hiç şüphesiz Allah onların ne yaptıklarını görür"(Enfal/39)

İslam coğrafyasında akan kanın haddi hesabı yok. Her yer adeta kan ve göz yaşıyla dolu. Hiç kuşkusuz başımıza gelenlerin bir çoğu elimizle yaptıklarımız yüzündendir. 

"Başımza gelen herhangi bir musibet'kendi ellerinizle işledikleriniz  yüzündendir. Allah çoğunu affeder."(Şûra/30)Tevhid davasının üzerimize yüklediği vahdet sorumluluğunun  ihmali yüzünden; fitne,fesad, katliamın önüne geçilemiyorsa her bir mümin üzerine düşen sorumluluk konusunda kendini hizaya çekmeli değil midir?!

Siyonistler başta olmak üzere şer odakları kafirlerin, İslam coğrafyalarında estirdikleri zulmün en büyük sebeplerinden biri ümmetin parçalanmış hali değil de nedir! Biraz da ümmetin parçalanmışlığından aldığı cesaretle Filistin'i,Suriye'yi kan gölüne çevirdiler.Rabbimiz bizi ikaz etmişti  "Allah'a ve O'nun Rasûlüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Sonra zaafa düşersiniz, rüzgârınız gider. Bir de sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir."(Enfal/46)Parçalanmayın, çekişmeyin, bölünmeyin; yoksa gücünüz gider denmişti ve nitekim gitti. Güçsüzlüğümüz yüzünden ak babalar gibi üşüştüler ümmetin tepesine. Bu sorumluluk kimin? Her bir Müslüman'a bu durumdan düşen bir sorumluluk yok mudur?!. Hesap gününe iman eden müminlerin mazeretleri olabilmesi için elde olan tüm imkanları bu uğurda seferber etmeleri,hesabın kolay olabilmesi için şarttır.

 

 

Misak dergisi İçin YAzılmıştır

Yorum Yap

  • Henüz Yorum Yok !