Şehit Mücahid Şener Kimdir?

Şehit Mücahid Şener Kimdir?

Şehit Mücahid Şener Kimdir?

Şehadet en büyük aşk, Şehid en büyük Aşıktır. Bugün bu yiğitler, Afganistan’da, Çeçenistan’da, Filistin’de, Irak’ta ve dünyanın diğer bölgelerinde eşi görülmemiş kahramanlıklar sergilemekte ve Hakk’ın şahitliğini yapmaya devam etmektedirler. İşte onlardan biri henüz 19’unda yaşamının baharında, bu mücadelenin ön saflarında yer alan ve arzu ettiği şehadete kavuşan binlerce gençten birisi olan Konya’lı Mücahid Şener’dir….

       Mücahid 1984 yılında dünyaya gelmişti. O’na isim olarak Mücahid’i seçenler, hiç yanılmamıştı. Mücahid bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesinde, çok istediği şehadete kavuşmuştu. Allah, O’nun şehadetini kabul etsin. O’nu Firdevs cennetlerinin varislerinden kılsın. Bizi de şehidlerimizin yolundan ayırmasın. Mücahid’de diğer akranları gibi güle-oynaya büyüdü. Ta ki, bir şeyleri akletmeye başlayana kadar…

Hayatının bu döneminde ümmetin halini daşanmeye başladı. Çevresinde ve dünyada olanlara sessiz kalamazdı. Çünkü O, bir müslümandı. Ve sahip olduğu iman, olanlara sessiz kalmasına engel oldu. Çeçenistan’daki müslümanlara yardım etmeye karar verdi. Hayallerini ve rahat olan yaşamını bıraktı. Kendisine yurt olacak olan topraklara yöneldi. Herkesin kendisine kardeş olacağı topraklara… O, mucahid ulemanın cihad çağrısılarına icabet etme zamanın geldiğini düşündü. Cihad bölgelerine gidip gelen insanlarla konuştu. Müslümanların içindeki bulundukları zilletten kurtulmalarının yollarını araştırıyordu. Allah, hakkıyla iman eden bu gence rahmet etti, O’nu peygamberler, sıddıklar, salihler ve şehidler yoluna iletti. Mücahid, Allah’ın, mazluma yapılan tecavüzlerin hiçbirinin karşılıksız bırakılmamasının istediğini biliyordu. 2000’li yıllarının başında zulmün kızıl yüzünün tekrar gösterdiği Kafkaslardan gelen ve yankısı hala süren ses Mücahid’e, yıllardır Kur’an ve hadislerden öğrendiği cihadı bizzat gerçekleştirmenin ve özlemini duyduğu şehadete ulaşmanın kapısını aralamıştı. O ses şöyle diyordu. “Ey İslâm ümmetinin aziz evlatları! Aranızda Allah’a verdiği sözde duranlar yok mu? İçinizde bu azmış ve sınırları aşmış köpekleri dur diyecek yok mu? Yahutta samimiyetle ve alçak gönüllülükle ellerini kaldırdığı zaman, duası kabul edilecek bir kişi yok mu? Bizi dualarınızda da mı unuttunuz? Nerede gece yarılarındaki ısrarlı dualarınız? Şimdi dualarınızda unutacaksınız da, ne zaman hatırlayacaksınız? Allah Rasulu şehid olan 70 arkadaşı için dualar etmişti. Bugün binlerce müslüman kardeşiniz öldürülürken sizin dualarınız, yardımlarınız nerede? Siz nerdesiniz? Müslümanların başlarına bir felaket geldiğinde Allah’a yalvarınız. Onların zafere ulaşmaları için her türlü desteği vermekten kaçınmayınız.” Mücahid’in şehadeti yaşadığı cahiliye toplumun ve bende müslümanlardanım diyen fakat müslümanların içinde bulundukları zilletten kurtulması için kılını bile kıpırdatmayan insanlara karşı bir ihtar ve direnişin yeniden ayaklanışı olacaktır inşaAllah. Allah Mücahid’in ve tüm şehidlerimizin şehadetlerini kabul etsin. O’nun şehadetini tüm insanlığa bir nûr, Allah düşmanlarına da ateş kılsın inşaAllah.

              Şehid’imizin abisi anlatıyor: “Genelde her zaman beraberdik. Çevredeki insanlar, O’nun namaza ve Kur’an’a yatkın olması dolayısıyla çok seviyorlardı. İslâm’a çok yatkındı. İnsanları çok seviyordu, insanlarda O’nu çok seviyorlardı. Çok şirin bir çocuktu. Allah, herkesin içine sevgi vermişti gerçekten. İmam Hatip yıllarını O’nun için dönüm noktası olmuştu. İmam Hatip yıllarında Kur’an eğitimi ve arkadaşları ile iletişimini geliştirdi. Filistin’de, Bosna’da, Çeçenistan’da müslümanlara yapılan bu zulmü gerçekten kınıyordu ve gerçekten çok üzülüyordu. Mücahid’i tanıyan herkes neye üzüldüğünü, niye istediğini biliyorlardı. Herkese diyordu “Ortada erkek yok mu? Bu mazlumlara, bu kadınlara, yardım edecek bir erkek yok mu?” diye. Benim ticaretle uğraşmama biraz kızardı. Askerden izine geldiğimde, Mücahid ticaret ile uğraşıyordu. Bundan dolayı bu sefer ben biraz O’nu eleştirmiştim. Tabi daha sonra bunu öğrenci evlerine ve eğitimlerine katkı olsun diye yaptığını öğrendim. Gerçekten o zaman duygulanmıştım. Üzüntümüz beraber, sevincimiz beraber, herşeyimiz beraberdi. Mücahid’i; ya Kur’an okurken görürdük, ya da namaz kılarken… Mücahid, hayatını Allah için yaşamıştı. Hiçbir zaman dünya için, ticaret için bunu da böyle yapalım demedi. Şehadeti benim için sürpriz olmadı. Öylesine bizi alıştırdı ki, her zaman kendi kendime diyordum, bir gün şehid olacak.. Zaten yaşarken şehiddi. Annem başta çok üzülüyordu. Allah, gerçekten sabır verdi.”

                       Şimdi, Mücahid’i davasında kendisine yoldaşlık eden arkadaşlarının anlattıklarıyla tanımaya çalışalım. Yakın bir arkadaşı Mücahid’i şöyle anlatıyor. “Mücahid, yaşıtlarının dünyaya bir karış havadan baktığı lise yıllarında, İslâm davasını dert edinmeye başlamıştı. Müslümanların bulundukları içler acısı duruma üzülüyor, acaba ben davam için neler yapabilirim? diye derin düşüncelere dalıyordu. Mücahid’in Kur’an ile dostluğu biz İmam Hatip Lisesindeyken başladı. Bu yolda yardımcı olacağını inandığı ders halkalarına katıldı. Arkadaşlar zulmün son bulması için Allah yolunda, malımızla ve canımızla cihad etmeliyiz derdi. Dava arkadaşlarından birine Mücahid dendiğinde ağzından şu kelimeler dökülüyor: “Mücahid, dünyanın değişik bölgelerinde müslümanlara yapılan zulmü ve müslümanların zulme karşı verdikleri cihadı yakından takip ederdi. Rus zulmünün yüzyıllardır hüküm sürdüğü Çeçenistan’ın anlamın O’nun için çok farklıydı. Rus zulmüne karşı verilen cihadda şe hid olan arkadaşları olmuştu. Mücahid’e cihadı ve şehadeti Çeçen Cihadı öğretti desek abartmış olmayız. “Arkadaşlar, iman, davet ve cihad bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Biz eğer ki iman ettikten sonra davet ve cihad görevimizi yerine getirmezsek imanımızdaki samimiyetimiziden söz edilemez.” dediğini hiç unutmayacağım. Öğrenci evlerine bir ilim yuvasına çevirmişlerdi. Davası için tebdir peşinde koşanların aksine bu yola malını ve canını adayan kardeşlerin yaptığı çalışmalar O’nun içindeki cihad ve şehadet aşkını daha da alevlendirmişti. Davet ve cihad için çalışmadan geçen bir günü yok gibiydi. Şehadetten bahsederken çoğu zaman boğazı düğümlenir, gözleri yaşla dolardı. Cihad etmeye 5.5 sene önce karar vermişti. Geceleri yaptığımız yürüyüşlerde cihad ve şehadetten bahsederdi. Cihad meydanında daha aktif olabilmek için koşmak, yüzmek gibi kondisyonunu artıracak sportif faaliyetleri yapmaya çalışırdı.” Bir arkadaşı Mücahid’in cihad meydanına gitmek için her şeyin hazır olduğunu ve birkaç güne kadar yola çıkacağının haberini aldığında sevincinden yerinde duramaz olduğunu, Allah’ın O’nun yüzündeki nûr’u artırdığını ve Mücahid’in yüzüne eskisi gibi bakamadıklarını, yüzünün haya edilecek bir güzelliğe söylüyorlar. Cephedeki mücahid arkadaşları, henüz 19’unda Firdevs’e varis olan yiğidimizi haya, ahlâk ve takvaya bürünmüş bir güzel olarak tarif ediyorlar. Dava arkadaşlarından biri Mücahid ile ilgili bir anısını anlatıyor: “Bir grup arkadaşlarla beraber cihad ve şehadetle alâkalı ayet ve hadisler okuyorduk. Bu sırada ben: “Mücahid! İnşaAllah cenneti kazanırsak, hadi gezelim diye seni çağırdığımızda bizimle gelirsin değil mi? diye sordum. Mücahid bize gülümseyerek “Şu anda meşgulüm arkadaşlar, huriler beni bekliyor, daha sonra gezeriz” derim demiş ve hep beraber gülüşmüştük.

      Mücahid’in öğrencilerinden biri, Mücahid şehid olduktan sonra gördüğü bir rüyayı şöyle anlatıyor. “Hocamı rüyamda gördüm. Elinde uzun bir liste vardı. İçinde şehidlerin isimleri yazılıydı. Beşinci sırada hocamın ismini gördüm.” Şehidimizin arkadaşları şimdi tek yürek olmuş, cennete şehid olarak uğurladıkları arkadaş larının bir zamanlar dilinden hiç düşürmediği o marşı şimdi hep birlikte söylüyorlar.

ÖZGÜRLÜK TÜRKÜSÜ;

Henüz on dokuzunda Gencecik bir fidan Filizlendi, filizlendi, filizdendi dağlarda

Katıldı kervanına, dağlarla konuşanların Ve okudu Özgürlük, Özgürlük türküleri

Silahları saz ettiler, kurşunları birer nota Kanları kalanlar için, türkü oldu dağlarda

Güneşi doğdu bu sabah Şehadet yolcularının

Daha gür okundu bugün Özgürlük Türküleri

Parladı iman ateşi, söndü zalimin güneşi Bir yiğit daha katıldı, Özgürlük korosuna

Silahları saz ettiler, kurşunları birer nota

Kanları kalanlar için, türkü oldu dağlarda.

Dağlar, yürekler ve dağlarda bir inançla sana söylenmiş türküler…

Ey Özgürlük…

En yüce sözle kutsandık ikimiz daha doğmadan.. Ben vekili oldum yeryüzünün… Sense ahdim candan…

*********************** Mücahid’in şehadetine tanık olan arkadaşı anlatıyor;

Bismillahirrahmanirrahim… O hayatının baharında şehadeti kazanan yiğit bir gencti. O, Rabbinin cennetine aşıktı.. Rabbi’de O’nun isteklerini kabul etti ve O’nu şehidlerin mertebesine çıkardı. Bu asil genci nasıl anlatacağımı bilemiyorum. O’nu anlatırken aciz kalsam da anlatmaya çalışacağım. “Ben bugünleri çok bekledim. Bugüne kadar sırtüstü çok yattım. Bugün ecir alma ve cennet için yatırım yapma zamanı” derdi. Vallahi, O’nu, uzak-yakın hiçbir iş işin üşengeçlik yaparken görmedim. O, Allah Rasulunun şu hadisi hep tekrarlardı. “Allah yolunda tozlanan ayağa cehennem ateşi değmeyecektir.” Mücahid’i ya cephane taşırken, ya sığınak kazarken, ya da mücahidleri gıda ve su taşırken görürdük. O, kendisinin boşa geçecek vaktinin olmadığına şartlandırmıştı. 21 Ağustos’da, tedavi için giden emirimiz Bilal ile gelmişti. Mücahid aramıza gelişinden bir ay sonra, emirimiz Bilal ile bir operasyona katıldı. Mücahid, 2003’ün Ramazan ayının 27. gecesini nöbette geçirmişti. Sabah 8:30 sıralarıydı. Sığınakta kimimiz Kur’an okuyor, kimimiz ibadetle, kimimizde günlük işleriyle meşgul oluyordu. Nöbetçi; Rusların etrafımızı sardığını ve saldırıya geçmek üzere olduklarını haber verdi. Hemen hazırlandık. Fakat Ruslar saldırıya başlamışlardı. Emirimiz Bilal, sığınaktan çıkar çıkmaz vurularak şehid oldu. Dışarıya çıkanlar iki-üç saniyede şehid oluyorlardı. Sığınağın önünde bir metrelik bir çukur kazmıştık. Dışarı çıkıp ateş ederek o çukura atlamayı düşündüm ve atladım. Bacağımdan ve yanağımdan hafif şekilde yaranlanmıştım. Benden sonrada Mücahid, benden tarafa doğru gelmeye başladı. Çukura tam atlarken diz kapağına büyük bir kurşun isabet etti. O’nu çukurun içine çektim ve çatışmaya oradan devam ettik.

                 Mücahid’in dizkapağına isabet eden kurşun O’nu ağır bir şekilde yaralamış ve dizkapağı arka tarafa doğru kırılarak dönmüştü. Ruslarla aramızdaki çatışma devam ederken, Mücahid’in alnına bir kurşun daha isabet etti. O anda Rabbine ve özlemini duyduğu şehadete kavuştu. O ve diğer kardeşler Kadir gecesinin sabahı şehid düştüler. Mücahid, çok takvalı, cesur bir gençti. O hepimizden yaşça küçük olmasın rağmen davranışlarıyla bize örnek oluyordu. Yaşına oranla Kur’an ve Hadis bilgisi çok iyiydi. Akşamları Kur’an ve hadis dersleri verirdi. Rabbim, O’nu Firdevs’i A’la’da ağırlasın inşaAllah. Elazığlı Bilal kardeşin emirlik yaptığı, benim ve Mücahid’in içinde bulunduğu grup, Allah’ın dinin üstün tutmak için, malı ve canı ile farklı ülkelerden geln 14 yiğitten oluşuyordu. Bu gruptan şehid olamayan tek kişi benim. O, peygamberin de dediği gibi, “Az zamanda çok iş yapan” birisiydi. Aramıza katılalı 4 ay olmuştu. Abisi: “Kardeşim Mücahid, Ramazan ayının 27. günü yani Kadir gecesinin sabahı 10:00 sularında şehid olmuş. Annem, kardeşimin şehid olduğu sıralarda bir rüya görmüş. Kur’an okuduktan sonra uyku basıyor. O an rüyasında Mücahid, ayakları bembeyaz nurlar içinde anneme doğru yürüyor. Daha sonra öğrendiğimize göre Mücahid, ayağından yara alarak şehid olmuş. Rabbim şehadetini kabul etsin.. Bizi de onların yolundan ayırmasın…

Yorum Yap

  • Henüz Yorum Yok !