İbni Abbas'tan rivayet edildiğine göre;

Sevgili Peygamberimiz(as), miraca çıkarıldığında burnuna çok güzel bir koku gelir. Bu kokunun nereden geldiğini sorduğunda ise Cebrail aleyhisselam, onun Firavun’un kızının saçlarını tarayan hizmetçi kadın ve çocuklarına ait olduğunu söyler. Peygamber Efendimiz(as), onların hikâyesini de Cebrail(as)’den sorup öğrenmiştir. Buna göre, o mübarek hanım bir gün Firavun’un kızının saçlarını tararken tarağı elinden düşürünce, ‘Bismillah’ diyerek tarağı yerden almıştır. Onu duyan Firavun’un kızı ‘Herhalde babamın adıyla diyecektin!’ demiştir. O âna kadar imanını gizleyen o yiğit kadın, artık kabına sığmayıp taşan imanıyla, ‘Hayır! Benim de, senin de, babanın da Rabbi olan Allah’ın (adıyla diyorum)’ diye haykırmıştır. Kız, ‘Babama söylerim.’diyince de, ‘Evet söyleyebilirsin.’ demiştir. Kız, olanları söyleyince Firavun, onu huzuruna getirtmiştir.Firavun, hizmetçi kadına, ‘Senin benden başka Rabbin mi var!?’ diyince O: ‘Evet benim de Rabbim, senin de Rabbin olan Allah!’ diye cevap vermiştir. Bunun üzerine zalim Firavun, bakırdan yapılmış inek şeklindeki işkence aletinin getirilip kor haline gelinceye kadar ateşte kızdırılmasını emretmiştir. Sonra da o büyük mücahidenin ve evlatlarının onun içine atılarak öldürülmesi emrini vermiştir.

Kadın sadece öldükten sonra evlatlarının kemikleriyle kendi kemiklerinin aynı torbanın içinde gömülmesini istemiştir. Firavun da bunu kabul etmiştir. Firavun, gözlerinin önünde evlatlarını tek tek ateşe atıp öldürmüş; nihayet sonuncu evladı olan henüz emzikteki bebeği de ateşe atacakken kadın aniden irkilmiş; fakat evladı dile gelip de, ‘Anneciğim dayan, sabret! Sen hak üzeresin. Şüphesiz ki dünyada azaba uğramak, ahirette azaba uğramaktan iyidir.’ deyince evlatlarıyla birlikte cennete yürümüştür.(Ahmed bin Hanbel, Müsned, 5/30-31)

Bir anne ki; ikrah tercihi var iken;azimeti seçen,

Bir anne ki; evlatlarının tek tek ateşe atılışını görüp, yine de dininden dönmeyen,

Bir anne ki; firavuna baş kaldırıp, meydan okuyan,

Bir anne ki; yangınının kokusu cennete yayılmış,

Ve o öyle bir anne ki; peygamber övgüsüne mazhar olmuş...

Şimdi soruyorum sizlere ve en başta kendime, bu mübarek kadının gittiği yer cennet ise biz nereye gideceğiz? Bu öyle bir gidiş ki binlerce yıl sonra Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) miraçta kokusu varmış.

Duygularında zayıf;merhametinde güçlü olan kadından bahsediyoruz. Üstelik o bir anne. Bir özür bekleniyordu ondan. İki dudağının arasındaydı evlatlarının ve kendisinin canı. Belki böyle yapsa da kınanmayacaktı yaptığından dolayı. Fakat o azimeti seçenlerden oldu, o şehidlerden oldu, o müslüman kadınların örneklerinden biri oldu. Çünkü o imanın lezzetini tatmıştı. Çok sevdiği gözünün nurlarını, en sevdiği Rahman’a hediye etmişti. Bir an irkilir gibi oldu,kolay değil evlatları ateşler içinde ahirete göç ediyordu. Neticede insandı, onun ötesinde de anneydi. Şeytan evladıyla korkutmaya çalıştı. ‘E insaf et bari şu üç günlük bebeğine.’ Lakin o üç günlük bebek dile geldi. ‘Dayan anneciğim, sabret, atla o ateşe. Cehennem ateşi, bu dünyadaki ateşten daha büyüktür.’Böylece konuşan dört bebekten biri oldu.

Hayatını Allah’a adamış müslümanın, son nefesinde, Allahşeytana fırsat verir mi? Vermez elbet. Üç günlük emzikli bebeğini dile getirir;yine de yolundan döndürmez.

Peki önümüzde böyle örnekler var iken, kendi kulluğumuzu nereye koyacağız? Belki bizden evlatlarımızın ateşe atılması istenmiyor;belki canımızla, malımızla tehdit edilmiyoruz. Fakat İslami çalışmalarımız sırasında, imtihan bu ya, evladımız hasta olsa, tüm her şeyi bırakıp çocuğumuzun derdine düşüyoruz.

 Neyi feda edebildik Allah için? Neleri alıp, neleri bırakabildik?

‘Cennet bedava değil.’ dedi Allah. Ne verebildik karşılığında?

‘Salih amel’ olarak ne götüreceğiz Rahman’ın huzuruna?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yap

  • Henüz Yorum Yok !