İnsanlık; tarihi seyri içerisinde en çalkantılı dönemini yaşıyor. Yaşam standartlarının artması, doğru orantılı olarak refah ve mutluluğu da beraberinde getirmeliydi. Fakat, kabataslak bir bakışla bile fark edilebilen gerçek, bunun tam zıddı durumda. Şu sorunun cevabını arıyoruz; tüm bu teknoloji, ilerleme vs. insanlığın daha çok mutluluk ve huzurlu yaşamı için değil de kolayca idare edilmelerinin  ve takiplerinin yapılabilmesi için miydi?

Rabliğe soyunmuş, elit bir grup tarafından yönetiliyoruz. Bu kitlenin savaşı bizzat RAB iledir. Savaş diyoruz; çünkü ortaya attıkları her şey Rabbin düzenine aykırı. Daha da ileri giderek insanın beden ve ruhuna hâkim olmanın derdinde olan deccal mantıklı bir grubun savaşı. Her dönemde kullandıkları belli kavramlar var, hepsi de toplumun zaafı olan, eksikliği hissedilen kavramlar. Teknoloji, eşitlik, çağdaşlık, halklara özgürlük… 21. asırın bu kısmında ise tüm kavramların ilahı olabilecek bir şey sundular ortaya. KADIN… Duygusal ve hassas yapısı, kolay ikna edilebilir olması, asırlardır haklarının çiğneniyor olması gibi etkenler; kadının  kalbini çelmeyi  kolaylaştırdı. İşi; uluslararası sözleşmeler ile de sözde resmiyet ve saygınlığa kavuşturarak kamuoyuna sundular. Ağızlara çaldıkları bir parmak (özgürlük) balı ile; temelinde ahlaksızlığı meşrulaştırmak olan fikirlerini pazarlamaya koyuldular. Bu sözlerin daha iyi anlaşılabilmesi için her iki sözleşme metnini okumanızı tavsiye ederiz.

İstanbul sözleşmesinin ağababası  Cedaw; 1985 de bu ülkede imzalanıp, 1986 da yürürlüğe konuldu. Asıl vahim olan ise sözleşme takibinin kadın STK’lara yani feminist gruplara verilmiş olmasıdır. Devlet sözleşme talimatlarına uymadığı zaman bu STK’lar devreye girme hakkına sahipler. Lgbt sapkınlarının sesi neden bu kadar gür çıkıyor diye merak eden varsa işte cevabı. İmzalandığı tarihte devletin başında ‘’Özal’’ hükümeti var. Diğeri İstanbul sözleşmesi; Türkiye’nin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Dönem Başkanlığı döneminde imzaya açılan sözleşme ülkemiz adına 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da çekincesiz olarak imzalanmıştır. Sözleşmeyi imzalayan İLK ÜLKE Türkiye olmuştur. Söz konusu sözleşme 24.11.2011 tarihli ve 6251 sayılı Kanunla onaylanmış ve 08.03.2012 tarihli ve 28227 sayılı Mükerrer Resmî Gazete ’de yayımlanarak 01.08.2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dönem AKP iktidarı. İki sözleşmenin de İslam’a yakınlıkları iddia edilen partilerin kritik dönmelerinde imzalanması manidar doğrusu. 

Cedaw sözleşmesinin ana fikri olan toplumsal cinsiyet eşitliği, yaratıcıya kafa tutmaktır. Allah insanı iki farklı cins olarak yaratmış, onlara fıtratlarına uygun görev ve temel özellikler yüklemiştir. Sözleşmeler de kullanılan bir kavram oldukça dikkat çekici.  Toplumsal cinsiyet rolü. Rol, gelip geçici olan kalıcılığı bulunmayan bir durumdur. Cinsiyet rolü diye bir şey yoktur. Cinsiyet Allah’ın yarattığı hakikat olan fıtratımızdır. Kadın bedeninde erkek rolü, erkek bedeninde kadın rolü olamaz bu iddia sapıklıktır. Hele de Müslüman olduğunu iddia edenin bunu onaylaması, saygı duyması söz konusu dahi olamaz. Lakin Müslüman ülke, olarak adlandırılan ülkemizde, devlet büyüklerinin! Bizim adımıza bizim haberimiz olmadan! İmzaladıkları bu ‘’sözde’’ sözleşme,  imanımız ile taban tabana zıttır.  Kadın ve erkek cinslerinin toplumsal dayatma olduğunu iddia eden, okullarda çocuklarımız üzerinde tabiri caizse deney yaparak bu sapkın görüşü masum zihinlere yerleştirmeye çalışan CEDAW, İslam ile çatışmaktadır. 

İstanbul sözleşmesi ise bunun farklı bir versiyonu.  Aile içi şiddet, kadına şiddet, kadın cinayetleri bu grubun sözde kavramları. Bizler, Müslüman kadınlar olarak, gerçekleri görmezden gelelim, sorunların üzerini örtelim demiyoruz, diyemeyiz imanımız buna müsaade etmez. Dünya genelinde; tecavüz, cinayet, kadına çocuğa şiddet ve taciz, hayvanlara kadar uzanan sapkınlıkların onlardan daha çok bilincindeyiz. Lakin sapıklığın çıkış noktasından çözüm gelmeyecektir. Katil, cinayetlerin bitmesi için çözüm sunmaz. Bunun çözümü bataklığı kurutmaktır, sinekleri öldürüp, etrafa parfüm sıkmak değil. Bu ve türevi olan sözleşmeler görünüşte kadın haklarını; özde ise her türlü sapkınlığı serbest bırakmak amacındadırlar. Bunu görememek için kör olmak gerek ama başta sorduğumuz sorunun cevabını burada tekrar edelim. Teknoloji, internet, sanal alem ile körleştirilmiş, düşünmek istemeyen, akıma kendini bırakmış, insan sürüleri haline getirilmiş toplumdan ne bekleyebiliriz ki? 

Sözleşmenin 12. maddesinde “kadına ve erkeğe ilişkin alışılagelmiş rollerin bulunduğu düşüncesine dayanan” örf, adet, gelenek ve her türlü uygulamanın “kökünden kazımasının” (eradicating) amaçlandığı söylenmektedir. “Ortadan kaldırma” olarak çevrilen bu kelime aslında kökünü kurutmak, kökünden söküp atmak, kökünü kazımak gibi anlamlara gelmektedir. İstanbul Sözleşmesinin “temel haklar, eşitlik ve ayrımcılık yapılmaması” başlıklı 4. Maddesinin  3. bendinde  “Taraflar bu sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir.” hükmü mevcuttur. Görüldüğü üzere söz konusu madde ile “cinsel yönelim” kavramı ilk defa hukuki metinlere girmiş ve meşrulaştırılmıştır. Sözleşmeyi Açıklayıcı Kitapçıkta yer alan cinsel yönelim kapsamına,” geyler, lezbiyenler, biseksüeller, travestiler vb.” dahil edilmiştir. Dikkat edilmesi gereken bir başka durumda cinsel yönelimin yanına engellilere saygı ibaresinin konmuş olmasıdır. Toplumun zaafları kullanılarak ahlaksızlıklara serbestlik tanınmıştır.  Kadın ve çocuğu korumayı iddia eden bir sözleşmede nasıl olurda her türlü cinsel eğilim (ki bunun İslam’da adı sapkınlıktır) serbest olabilir. Son yıllarda artışa geçen pedofili sizce neden bu kadar gündemde. Peki ya hayvanlara yönelim gösterenlerin durumlarına ne diyeceksiniz. Bunlar çocuklarımızla aynı apartmanda aynı okulda yaşayacaklar ve biz de çağdaşlık uğruna buna göz yumacağız. Üstelik tümü yasa ile koruma altında. Çünkü bu onun cinsel yönelimi! Bu iğrenç işte, bir toz zerresi kadar payı olan, en yukardakinden en aşağısına kadar bu kapının açılmasına yardım edenler, hesabını hem bu dünya da hem ahirette verecektir. Etkisi toplum üzerinde açığa çıkmış bulunmaktadır ne yazık ki. İmam hatiplerin, eşcinsel sempatizanı, bizzat eşcinsel, deist, ilahiyatların ateist insanlar çıkarması tesadüf müdür? Üstelik utanma ihtiyacı duymadan ilan ediyorar. 

Bu konu hakkında söylenecekler elbette bununla sınırlı değildir lakin burası için yeterlidir. Allah’a ve Resulüne iman etmiş kadın ve erkekler asla bu ve benzeri metin ve yaşam şlekillerinin yanında yer alamaz. Bizim ilahımız Allah’tır. Kadın ve erkek dışında üçüncü bir cins yoktur. Bu bir sapkınlıktır, saygı duyulamaz. Allah’ın lanetlediğine saygı duyan Allah ile savaşa girmiştir. Aile toplumun temelidir. Kadın ve erkek tamamlayıcıdır. İslam’ın hakim olmadığı toplumlarda huzur asla gerçekleşemez.  Biz Allah’ın kadın kulları olarak onun bizi koyduğu yerden razıyız. Yolunda gitmeyen her türlü adaletsiz ve haksız tecavüz, taciz, cinayet sizin demokrasi ilahınızın ürünüdür. Çareyi onda aradığınız sürece üzülmeye, kullanılmaya mahkumsunuz.

Kadınlara; İslam da arayıp bulamadığınız, İstanbul sözleşmesinde yaranıza merhem olan nedir diye sormak isterim. Zira çareyi İslam’da arayan bulur; gerisi neyi bulur beraberce göreceğiz….

Yorum Yap

  • dost 10-10-2020 12:59

    Merhaba İnsanlık tarihi boyunca, çobanların en büyük hayali, sürüyü zahmetsiz bir şekilde kontrol edebilme istek ve özlemleri olmuştur. Çünkü, uysal, korkak ve yönetilebilir iç güdüsel koyun tabiatı bile, zaman zaman sürüden ayrılıp daha gönlünce yerlerde otlamak ister.Ama bildiğiniz gibi sürüden ayrılanı kurt kapar. Ayrılmayanı kesip yerler. Kurt tarafından kapılma riski bir ihtimaldir.Ama çobanın peşindekilerin yüzde yüz akibeti bellidir.Ama kuzular bu işin felsefesini yapmaz. Yapamaz.Çobanın hayali, temelinde tüm yönetici sınıfın hayalidir. Kadim zamanlardan bu yana yönetici sınıflara aktarılan kolay yönetebilmeye dair sayısız reçete oluşturuldu. Her ne kadar birbirinden farklı öğretiler tavsiye edilmiş olsa da: Bu reçetelerin tamamının ortak, ilk kalemi

  • Aycan Cengiz 11-09-2020 00:57

    Rabbim hepimize doğruları görebilmeyi doğru yaşayabilmeyi nasip etsin ilminize ömrünüze bereket Allah sizden razı olsun yine doğru ları anlatan mükemmel bir yazı olmuş