ADAYIŞLAR… Allah subhanehu ve teala, yüce Kur’an’ı insanoğluna çeşitli sebeplerden dolayı indirmiştir. Bu sebepler aslında Kur’an’ın muhtevasını oluşturmaktadır. Kur’an’ın içeriğine baktığımızda; itikad, ibadetler, muamelat, ukubat, ahlak, nasihat-tavsiyeler, vad ve vaid, ilmi gerçekler, dualar ve son olarak da kıssalar ile ilgili ayetlerle görmekteyiz. Kıssalar, önceki ümmetler ve peygamberlerin hayatından bahsetmektedir. Allah azze ve cellenin hikmetindendir ki, önceki ümmetlerin ve peygamberlerin yaşamış oldukları imtihanlar hala daha aynı şekliyle yaşanmaktadır.(Tabii bu asra Kur’an gözüyle bakabilen feraset sahibi müminler için geçerli bir şey) Yakın zamanda kıssalardan gözüme ilişen, gönlüme düşen ve bu yazıyı yazmama sebep olan şey: Adayış/adanış/kurban etme veyahut vazgeçme örnekleri oldu. Ben yalnız ikisinden bahsedeceğim. Adayış denildi mi akla ilk gelen örnek Hz.Hanne… Yıllardır çocuğu olmuyordu Hanne’nin. Yavrularıyla ilgilenen bir kuşu görünce buruk bir yürekle döndü Rabbine ve çocuk istedi; olursa şayet adayacaktı onu verene. Kabul olmuştu duası ve Yüce Allah ona bir çocuk ihsan etmişti. “Hani İmran'ın karısı:-Rabbim karnımda olanı sadece sana hizmet etmek üzere adadım, benden kabul buyur. Şüphesiz sen, hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin demişti. Onu doğurunca da:-Rabbim, ben, kız doğurdum. (Halbuki Allah, neyi doğuracağını en iyi bilendir) Erkek, kız gibi değildir. Adını Meryem koydum, O'nu da onun soyunu da kovulmuş şeytandan senin korumana veriyorum” dedi.” (Al-i İmran 35-36) Nasıl bir iman ki; yıllardır hasretiyle yanıp tutuştuğu yavrusunu, sahip olunca hiç düşünmeden onu Rabbine bağışlıyor. Çünkü biliyor kendisinin, yavrusunun, onun veya bunun asıl sahibinin Allah olduğunu. Ya biz, bizler kardeşler? Böyle yiğitçe bir imana sahip miyiz? Yıllar sonra kavuştuğumuz yavrumuzu böyle adayabilir miyiz gözümüz kapalı Allah’a hizmet için? Günümüze bu olayın perdesinden bakacak olursak bir hayli örnek çıkmakta karşımıza. Bu sizin/bizim için evlat hasreti, ev, araba, mal, mülk vb herşey olabilir. Sahi sahip olduğumuz şeyler gerçekten bizim mi? “Bütün göklerde olanlar, bütün yerdekiler, bu ikisinin arasında ve toprağın altında bulunanlar O'nundur.” (Taha, 6) Diğer bir örnek ise Hz.İbrahim(a.s) ile Hz.İsmail kıssasından. Karşımızda yine bir adayış timsali. Hz.İbrahim’in de yıllarca çocuğu olmamıştı. “Rabbim! Bana salihlerden olacak bir evlat ver.” (Saffat,100) diye niyazda bulunuyordu Rabbine. Hz.Hacer ile evlendikten sonra, Allah Hz.İsmail’i bahşetti ona. Yine uzun bir bekleyişten sonra kavuşulan en kıymetli, en değerli olan hediye… İmtihan olacak ya; Rabbi Hz.İbrahim’den sevgilisini, İsmail’ini adamasını istiyor. Lakin, kıymetli ve biricik İsmail’i Allah’tan, en sevgiliden kıymetli değil ya! Götürüyor İsmail’ini kurban etmeye. Tam adayacakken biriciğini: “Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.” Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı. Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.” (Saffat,105-107) dedi Allah ve Hz.İbrahim kazananlardan oldu. Bundan da önce, Hz.Hacer ile oğlu İsmail’i; ekin bitmeyen, suyu olmayan ve yardımcı olacak kimsenin olmadığı bir yere bırakıp gitmişti Hz.İbrahim(a.s) ilahi emir gereği. Ne zor bir imtihan Ya Rabbi! Ama gelen Allah’tan olunca tam bir teslimiyetle boyun eğmişti Hz.İbrahim(a.s). Sevgisini sınamıştı Yüce Yaradan. Sevgilinin, biriciğinin, oğlu İsmail’in bir ve tek olan, her şeyin sahibi olan, en sevgili olan yolunda kurban edilmesi imtihanı… İnsanoğlunun, fıtrat gereği dünya nimetlerine meyli vardır. Bazı nimetlere karşı bu meyil aşırıdır. Bir şeyi çok istersin, elde etmek için çok çalışır ve çok çabalarsın. İstediğin şeye kavuşunca- doğrusu Allah (c.c) sana onu nasip edince- veren Allah olduğu için, imtihan gereği verilen şeyden mahrum bırakılırsın, elinden alınır, bir süre uzak kalırsın vb. Bu sağlık olabilir, para olabilir, mal mülk olabilir ya da Hz.Hanne ve Hz.İbrahim(a.s) gibi evlat olabilir. Çünkü sünnetullah gereğidir bu. “İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler.” (Ankebut, 2) Şimdi, bizler düşünelim kardeşler! Bizim hayatımızda biriciğimiz, biriciklerimiz, kıymetlilerimiz dediğimiz şeyler neler listeleyelim. Sonra da kendimizi Allah için bir sorguya çekelim. Hangilerinden Allah için vazgeçebiliriz, hangilerini Allah için Allah yoluna adayabiliriz? İşte bu listedeki her şey veyahut her kişi bizim İsmail’imiz ya da Meryem’imiz. Bilelim ki bunlardan imtihana tabi tutulacağız. Adayabildiğimiz ve kurban edebildiğimiz kadar kıymetliyiz Allah katında. Son olarak şunları belirtmek istiyorum. Yaşadığımız toplumda, sürekli duyduğum ve benim de kullandığım şu söz beni bir hayli düşündürüyor bu kıssalardan sonra: “Seni verene kurban olurum.” Bu söz, yükü ağır bir söz kardeşler! Bu söz samimiyet gerektiren bir söz! İnsan bu cümlenin ya faili olur ya da katili. Faili olabilirsek, kendimizi veya en kıymetlilerimiz Allah yoluna feda edebilirsek ne ala… Fakat katili olursak işte o zaman zor kardeşim. Hz. İbrahim(a.s) bu sözün faili oldu, İsmail’ini verenin emrine teslim/kurban oldu ve kazandı. Peki ya bizler? Ne kadar kurbanız, ne kadar teslimiz ve ne kadar kurban edebiliyoruz?

Yorum Yap

  • Gökçenur ULUSOY 24-03-2018 02:04

    Allah razı olsun kardeşim

  • Ummu'l Khattab 21-03-2018 14:02

    ALLAH razı olsun