Afrikalı Kadınlar…

İnsanı bir kadın ve bir erkekten yaratan Allah her insanın imtihanını da farklı kılmış. İmtihanlar da renkler ve diller gibi çeşit çeşit.

Ah kadınlar… Dünyanın yükünü en fazla kara kıtada taşıyan kadınlar! Hayatın çilesine en fazla kara kıtada maruz kalanlar onlar. Oradaki durumu hangi cümle kurulursa kurulsun tam ifade edemez diye düşünüyorum. Görmek bile yetmiyor çoğu kere; yaşamak gerek.

Kurban bayramında bir vesile ile Nijer-Tera bölgesine gittik. Afrika sorunu elbette birçok noktadan değerlendirilmeli ve çözümler üretilmeli; ama ben hanım okuyucularımız için oradaki hanımların hayatlarından biraz bahsetmek istiyorum.

Dünyalıklar için evde huzursuzluk çıkaranlara… Her yeni çıkan eşyayı alma zorunluluğu hissedenlere… Eşinin maaşını problem edip daha çok isteyenlere… Velhasıl dünyevileşen bizlere bir nebze nasihat olması umuduyla...

Kişi ten rengini, ırkını, dilini seçemez. Tüm renkleri ve dilleri yaratan Allah'tır. Teninin siyahlığı, beyazın üstünlüğüne işaret hiç değil. Hayat imtihandır ve imtihan şeklini belirleyen Allah'tır (cc). Afrika'da kadın olmanın imtihanı ise cidden ağır.

Orada kadın olmak, sabah dörtte suyolunu tutup akşam dörtte kamıştan evine bir bidon suyla dönmek demek; çocuğu hasta olduğunda doktor ve ağrı kesici dahi lüks olduğundan, çocuğun acı çekmesini izleyerek kendiliğinden iyileşmesini beklemek demek.

Orada kadın olmak demek, kamışlardan yapılmış beş metre karelik bir evin ortasına -dikkat edin tahtadan değil odundan- bir seki yapıp sekinin alt kısmını kümes, üst kısmını ev olarak kullanmak demek.Fotoğrafta görünen evlerden biri.

Orada kadın olmak demek, çölün ortasında sokan yılanın zehrinden dolayı vücudunun şişmesini çaresizce gözlemek demek.

Orada kadın olmak demek, çölün ortasında dünyaya getirdiği çocuğunu otlarla silip temizlemeye çalışmak demek. Orada kadın olmak demek, zor iş vesselam. Kara kıtanın hanımları hayatın yükünü ciddi anlamda omuzlayarak yaşam kavgası veriyorlar.

Köy köy dolaştıkça utandım kendimden. Çaresizlikleri gördükçe kahrettim olmayan vahdetimize. Perişan hayatlara şahit oldukça kaybettiğimiz başımıza yandı yüreğim.

Bunlar bizim kardeşlerimizdi ya aynı kıbleye dönüyorduk onlarla. Dilimiz ayrı dinimiz birdi. Rengimiz farklı olsa da kulluk sıfatımız aynıydı. Aç bir ilaç yaşamaya çalışan kara tenli beyaz yürekli kardeşlerimiz…

İhtiyaç listemi defalarca gözden geçirdim onların halini gördüğümde. Üzüntülerimi, tasalarımı, kaygılarımı tekrar tekrar gözden geçirdim hallerine şahit oldukça.

Ayak tabanları çatlak çatlak yol olmuş ayakkabısız yolları arşınlamaktan. Saçları asli rengini kaybetmiş çamur gibi sularda yıkanmaktan. Yüzlerinde derin derin çizgiler var hayatın dertlerini yansıtan. Tüm bunlara rağmen depresif ve cinnet halini ne durumda merak ediyorum. Sıfır noktada değil; lakin belediye başkanı tek tük vakadan bahsediyor. Sizce de ilginç değil mi? Mobilyasını değiştiremedi, akıllı telefon alamadı diye strese giren bir toplumun bunu anlaması mümkün görünmüyor.

Afrikalı hanımın, eşinden yeni çıkan elbiseyi ve hatta bayramlık elbiseyi isteme lüksü de yok. Ne bulduysa lime lime olana kadar giymek zorunda.  Afrikalı hanımın sırtı, çocuğunun beşiği. Öyle doğum yapınca beşik, bebek takımları, uyku setleri vb. gibi malzemelerle tanışık değil.

Afrika'dan döndüğümde bir hanım yemeklerini sordu. Salata, garnitür, pilav ve ana yemek dememi beklemiyordu şüphesiz. Zor… Cidden anlatmak zor. Ama yine de  "Nasılsın?" sorusu hiç düşünülmeden "Elhamdülillah" diye cevap buluyor. Yüzlerinde olan tebessüm, sahip olduğumuz varlığa rağmen stres içinde burnundan soluyan bir toplum olduğumuzu hatırlatmaya yetiyor.

Belediye başkanı, bir takım hanımlarla tanışmamı istedi ve bir alana toplanan hanımları ziyaret ettik. Belediyeye ait bazı işleri yapıyorlarmış bu hanımlar. Aylık ne kadar diye sorduğumda aldığım cevap "Fisebilillah" oldu. Yani Allah rızası için. Bizden ne istersiniz dedim. "Bir dikiş atölyesi kurabilseniz, kadınların kıyafetlerinden üretsek de ekmeğimizi kazanabilsek" dediler. Bu önemli bir konu. Balık tutmayı öğretmek gerek. Ayrıca yetkin kurumlarımız İslami anlamda bilinçlendirme çalışmaları yapmak zorunda diye düşünüyorum. Çünkü Afrika genel anlamda Müslüman olsa da ne yazık ki birçok noktada faaliyet gösteren misyonerlerin tuzağına düşenlerin sayısı da az değil.

Namaz kılma oranı bir hayli yüksek Nijer’de. Ezan vakti su bulamayan hemen teyemmüm alıp namaza duruyor. Sokaklarda her yer mescit onlar için. Ne de olsa Allah(cc) yeryüzünü mescit kılmış. Mescitlerin kahır ekseriyeti tek göz oda ve yerde hasır dahi yok. Onlar bizim kardeşlerimiz.“Müminler ancak kardeştirler."(Hucurat,10)

Peygamberimiz(sav) buyurdu:

"Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler." (Buhari, Edeb 27; Müslim, Birr 66)

"Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mümin) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz. (Buhari, İman, 7; Müslim, İman, 71)

Onlar bizim kardeşlerimiz. Acılarını paylaşmak, hafifletmek ve onların sorunları için kalıcı çözümler üretmeye çalışmak zorundayız. Çünkü misyoner faaliyetler tehlikesi ile yüz yüze yaşıyorlar. Elbette tüm kıtaya yetebilmemiz mümkün değil; ama hiç değilse imani sorumluluğumuzu ifa etmeliyiz.

Onların imtihanı açlık ve susuzluk; bizim imtihanımız Afrika. Onlar yoklukla imtihan edilirken bizler onlarla imtihan oluyoruz. Türkiye'de yaşayan hanımların yani bizlerin ihtiyaç listesiyle Afrikalı hanımın ihtiyaç listesi elbette bir değil. Onun ihtiyaç listesinde tek kelime var "Su". Günlük temiz su bulabilenler lüks ad ediliyorlar.Hiç abartısız çamur akan su göletlerinden hem içiyor, hem banyo yapıyor, hem bulaşık ve çamaşırlarını yıkıyorlar. Su göleti bulmak bile büyük bir nimet onlar için.

Bizler Musa(as)’ye dedikleri "Sen ve Rabb'in gidin savaşın. Biz burada oturacağız."(Maide,24) gibi"Allah yardımcıları olsun" diyerek sorumluluktan kurtulamayız. Elbette Allah'ın yardımı olmadan hiç bir şey olmaz, yapılamaz. Ama Allah onları açlık ve susuzlukla bizi de onlarla imtihan ediyor ve bizim sorumluluk yüklenmemizi emrediyor.

Önce dünyalık ihtiyaçlarımızı fıkıh çerçevesinde zaruret miktarınca ayarlamak gerek. Fuzuli harcamalara dur denilse kaç Afrika kalkınır.

Kur'an'ı Kerim’de Talut ve Calut kıssası anlatılır. Elbette her bir kıssa hayatımıza birçok mesaj taşıyor. Talut ve Calut ordusu savaşacaklar. Çöl şartlarında yol alırken susuzluk ciddi anlamda kendini hissettiriyor. Önlerine nehir çıkmış ve Allah(cc) o nehirden sadece bir avuç içmeleri gerektiğini beyan etmişti. "Talut, ordusuyla birlikte ayrıldığında: -Allah, sizi bir ırmakla deneyecektir. Kim sudan içerse benden değildir, sadece eliyle bir avuç almasından başka ondan tatmayan bendendir, dedi. Onlardan pek azı hariç o sudan içtiler."(Bakara,249)

Müminler de önlerinde duran dünyadan sadece ihtiyaç miktarınca kifayet etseler kaç Afrika kalkınır!

Kadın erkek tüm müminlerin yeryüzünün mazlum ve mağdurlarına karşı sorumlulukları var. Kadın erkek tüm müminlerin yeryüzünün yetim ve kimsesizlerine karşı sorumlulukları var. Kadın erkek tüm müminlerin yeryüzü mustazaflarına karşı sorumlulukları var.

Hanımlar özellikle sizlere seslenmek istiyorum. Siz boş şeylerden yüz çevirir ve el becerilerinizi kullanırsanız birçok sadaka-i cariye sahibi olabilirsiniz. Ahirete iman edenlerin oraya yatırım yapmaları gerekir. Zira ne ekersek onu biçeceğiz…

Yorum Yap

  • Merve Berber Seviş 17-10-2017 13:52

    Yüreğinize sağlık hocam. Ne kadar da doğru söyledikleriniz. Satırları okurken harcamalarımızı düşündüm ve utandım. Allah bizi ıslah etsin. Sizden de razı olsun